|
Sektörde Orta ve Uzun Vade Yatırım Yapılabilecek Birçok Alternatif Var...
Strateji Araştırma Bölümü tarafından hazırlanan bu araştırma Milliyet Ekonomik Panorama dergisinde yayınlanmıştır.
2000 Yılına Girilirken Neler Oldu...?
1994 yılındaki finansal krizin ardından, bir türlü sağlıklı gelişme gösteremeyen Türkiye ekonomisi, 1998 yılına gelindiğinde önemli bir sarsıntı daha geçirmişti. Bu yılın ardından tüm dengeleri altüst olan ekonomide, yeni bin yıla yaklaşırken, mevcut koşullar altında yola devam etmek nerede ise imkansızlaşmıştı.
Kronikleşmeye başlayan problemleri kökünden halledebilmek için, ekonomi bürokrasisinin, siyasi iradenin de desteği ile, 1999 yılının ikinci yarısından itibaren hazırlıklarını yapmaya başladığı ekonomik program, ne yazık ki daha uygulamaya konulamadan, yaşanan depremle önemli bir darbe aldı. Bu depremin ardından, yeni yeni bir önceki krizin etkisinde kurtulmaya çalışan ekonomi, yılın ikinci yarısındaki daralmayla beraber, 1999 yılında %6,4 küçüldü. Fakat tüm bu olumsuzuluklara rağmen 2000 yılına girilirken uygulamaya konulan, IMF ve Dünya Bankası destekli programa duyulan güvenin de etkisi ile, para piyasalarındaki reel faizlerde önemli düşüşler yaşandı. Para piyasalarındaki olumlu gelişmelerin, tüketici faizlerine yansımasıyla, zaten son iki yıldır baskı altında tutulan talebin patlaması da gecikmedi.
Son tüketiciye hedeflemesi ve tüketim sıralamasında daha alt sıralarda bulunması nedeni ile, ekonomik büyüme ve küçülmeye oldukça duyarlı olan otomotiv ve beyaz eşya sektörleri de, geçtiğimiz yıllardaki dalgalanmalardan fazlası ile etkilenmiştir. 2000 yılındaki talep canlanmasından da en çok faydalanan sektörler olarak bu iki sektör göze çarpmaktadır.
Otomotiv Sektörü, Uzun Yıllardır Kırılamayan Satış ve Üretim Rekorlarını Kırıyor...
1993 yılındaki rekor üretim ve satış rakamlarının ardından, 2000’li yıllarda 1 milyon adet üretim yapmayı planlayan Türk Otomotiv Sanayi, 1994 yılında krizin etkisi ile, aynı yıl içinde %50’ye varan bir daralma yaşamıştı. Daha sonra, 2000 yılına gelene kadar geçen sürede, büyüklüğü 1993 yılına hiçbir zaman yaklaşamayan sektör, ilk defa olarak 2000 yılında rekor üretim rakamlarına ulaşmış ve geçmiştir. İlk 9 ay itibari ile 1993 yılında toplam 288.015 adet araç üretilirken, 2000 yılında bu rakam 313.931 adet olmuştur.
Toplam satış rakamlarını gösteren ve ithal araçları da kapsayan pazar büyüklüğüne bakıldığında ise, özellikle otomobil segmentinde müthiş bir büyüme yaşandığı gözlemlenmektedir. 1993 yılına göre bile %20 genişleyen pazar, ilk dokuz ay itibari ile 335.886 adetlik bir hacime ulaşırken, ithalatın payı da, zayıf Euro’nun da etkisi ile, %54 seviyesine kadar çıkmıştır.
 |
 |
Pazar bu yıl içinde hızlı bir gelişme göstermiş olmasına rağmen, Türkiye hala gelişmiş ülkelerdeki 1000 kişi başına düşen 300-400 adetlik otomobil sahipliği oranından çok uzaklardadır. Otomobil sahipliğini etkileyen değişkenler incelendiğinde, en önemli değişkenin kişi başına düşen milli gelir olduğu görülmektedir. Tabii ki bunun yanında o ülkedeki vergilendirme politkası ve gelir dağılımı gibi bir takım değişkenlerin de otomobil sahipliğini etkileyen önemli diğer unsurlardır.
Kişi başına düşen milli gelir, gelir dağılımını gösteren Gini katsayısı ve 1000 kişi başına düşen otomobil sayısı değişkenleri incelendiğinde, Türkiye’ye benzer rakamlara sahip ülkelerdeki otomobil sahipliği oranlarının, Türkiye’den %30-%40 daha fazla olduğu görülmektedir. Üstelik bu ülkelerdeki gelir dağılımındaki bozuklukların, Türkiye’den çok daha fazla olduğu görülmektedir. Bu anormalliğin en önemli sebeblerinin, Türkiye’deki otomotiv ve akaryakıt üzerindeki vergilerin diğer ülkelerden çok daha fazla olması olduğu tahmin edilmektedir.
Bütün bunların yanında, değişen aile ve toplum yapısı, artan şehirleşme gibi sebeplerden, son dönemde tüketici profili oldukça değişmiştir. Sözü edilen bu değişim ve Gümrük Birliğinden sonra artan ithalat baskısı ile birlikte, yerli üreticilerin ürün gamlarında da önemli değişiklikler olmuştur. Üreticiler tüketicilerin tercihlerini yakından izleyip, hem ürün gamındaki araç sayısını arttırmak hem de Ar-Ge faaliyetlerinin yardımı ile mevcut ürünlerini geliştirme yoluna gitmektedirler. Değişik segmentlerde üretim yapan üreticilerin ölçek ekonomisini yakalamaları, düşük kapasite kullanım oranları nedeni ile şimdiye kadar mümkün olamamıştır. Fakat, 2000 yılında artan talep ve ihracat olanaklarının da kullanılması ile, üreticiler ölçek eknomisine bir miktar daha yaklaşmışlardır. Böylece, şirketlerin karlarında ve karlılıklarında gözle görülen artışlar olmuştur.
Ayrıca, son dönemde, yerli üreticiler yabancı ortaklarının da katkısı ile, tamami ile Türkiye’de geliştirilip, tüm Dünya’ya Türkiye’den dağıtılacak olan araçları da üretebilecek teknik altyapı ve bilgi seviyesine gelmişlerdir. Tofaş’ın ve Ford Otosan’ın, bu şekilde geliştirilen hafif ticari araç projeleri hayat geçmek üzeredir. Bu yeni araçların üretim üssü olacak olan Türkiye’nin, önümüzdeki yıllarda otomotiv ihracatının 5 milyar dolar seviyelerine çıkması beklenmektedir.
Sektörde Orta ve Uzun Vade Yatırım Yapılabilecek Birçok Alternatif Var :
Otomotiv üreticisi şirketlerin, FK ve FS çarpanları, bu şirketler hakkındaki geleceğe dönük beklentileri yansıtmaktadır. IMKB’nin 2000 yılı FK ve FS ortalaması 21,7 ve 1.4 iken, otomotiv üreticilerinin aynı çarpanlarının ortalamaları 30,8 ve 1,5’dir.
Yine aynı sebepten, yılbaşından beri IMKB-100 endeksi dolar bazında %31,4 oranında değer kaybederken, bu şirketlerin piyasa değerleri, yılbaşı değerlerine göre hala yüksektir. Fakat diğer taraftan, bu hisseler 2000 yılı içinde ulaştıkları en yüksek değerlerin nerede ise yarısı fiyatlarda işlem görmektedirler. Özellikle, önümüzdeki yıllarda büyümeye hızla devam edecek olan, hem finansal hem de faaliyet yapıları açısından gayet sağlıklı şirketlerden oluşan bu sektördeki, Tofaş, Anadolu Isuzu, Karsan ve Ford Otosan’ın orta ve uzun vadeli yatırımcılar için iyi birer yatırım alternatifi olduklarını düşünmekteyiz.
2000 Yılı Beyaz Eşya İçin de Bir Patlama Yılı...
Bu yıl içinde canlanan talepten en olumlu etkilenen sektörlerden biri de beyaz eşya sektörüydü. Ana ürün grupları olan buzdolabı, çamaşır makinası, bulaşık makinası ve fırndaki üretim artışları yılın ilk 8 ayında %23,1, %16,1, %19,8 ve %0,2 olmuştur. Büyümenin bu hızda devam etmesi halinde, rekor yıl olan 1997 rakamlarının geçilmesi çok zor olmayacak gibi görünmektedir. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça düşük kalan beyaz eşya kullanım oranları, genç nüfusu ve giderek küçülen hanehalkı kişi sayısı, beyaz eşya sektörünün geleceğinin son derece parlak olduğunu göstermektedir. Yapılan araştırmalar, Türkiye’deki kullanım oranlarının buzdolabında %97,4, çamaşır makinasında %79, bulaşık makinasında ise %14,5 olduğunu göstermektedir. Fakat gelişmiş ülkelerde ve ABD bu oranlar oldukça yukarılara çıkabilmektedirler. Örneğin, Almanya’daki kullanım oranları buzdolabında %158, çamaşır makinasında %95,4, bulaşık makinasında ise %48,4’tür. ABD’de ise durum buzdolabında %98, çamaşır makinasında %91, bulaşık makinasında %57 şeklindedir.
Diğer taraftan, düşük kullanım oranlarının yanında, değişen aile ve toplum yapısı nedeni ile, hanehalkı sayısı azalmakta ve toplam hane sayısı giderek hızlanan bir şekilde artmaktadır. 1993 yılında 4,75 civarında olan ortalama hane halkı büyüklüğünün, 2000 yılında 4,4’e kadar gerilediği tahmin edilmektedir (Gelişmiş ülkelerde bu rakam 2-2,5 arasında değişmektedir). Artan nüfus ve küçülen hanehalkı büyüklüğüne paralel olarak, hane sayısında da önemli miktarda artışlar meydana gelmektedir. 1993 yılında 11milyon adet olan hane sayısının 2000 yılında 15 milyona ulaşması beklenmektedir. Her yeni hanenin, beyaz eşya ihtiyacının olduğu düşünülürse, artan hane sayısı ile birlikte beyaz eşyaya olan talebin de önemli oranda artacağı açıktır.
Bu kadar çekici bir pazar olmasına rağmen, yabancı üreticiler Türkiye pazarına girmekte zorluklar yaşamaktadırlar. Pazara girmeyi engelleyen faktörlerden en önemlisi, Türkiye beyaz eşya sektörünün satış ağının yapısından kaynaklanmaktadır. Türkiye’de beyaz eşya satışı, Avrupa ve ABD pazarından farklı olarak, sadece beyaz eşya, çoğu kez de tek bir marka satan mağazalar aracılığı ile yapıldığından, yabancı markaların tüketiciye ulaşması pek mümkün olamamaktadır. Tüm ülkeyi kaplayan böyle bir satış ağını kurmak da, hem zaman hem de paraya malolacağından, yabancı üreticilerin Türkiye pazarına girme maliyetleri artmaktadır. Yine aynı şekilde satış sonrası teknik destek ağı da bu tür bir problem arz etmektedir. Bu sebeplerden, yabancı üreticilerin Türkiye pazarına girmeleri ancak, bir dağıtım ağına sahip yerli bir şirketi almakla mümkün olabilmektedir (Bosch’un Peg-Profilo’yu satın alması gibi...).
Doğası itibari ile ekonominin büyümesiyle yüksek bir korelasyon gösteren sektör (sektörün büyüme ya da küçülmesi ekonomik büyüme ya da küçülmenin 2-3 katı olmaktadır), bu özelliği nedeni ile sadece yurtiçi piyasayı hedefleyen üreticileri, küçülme yıllarında zor durumda bırakabilmektedir. Yurtiçindeki ekonomik dalgalanmaların olumsuz etkilerini en aza indirmek isteyen üreticiler ise yeni pazar arayışları ile ihracata ağırlık vermişlerdir. 1993 yılında toplam üretimin sadece %14,3’ü ihraç edilirken, 1999 yılı sonu itibari ile bu oran %38,8’e yükselmiştir.
Önümüzdeki yıllarda, Vestel’in buzdolabı ihracatına ağırlık vermesi ile bu oranın daha da yukarı gitmesi mümkün olcaktır. Yerli üreticilerin ihracat pazarları ise, gelişmiş ve doygunluğa ulaşmış Avrupa pazarları olduğu kadar, henüz gelişiminin başında olan ve kullanım oranlarının çok düşük olduğu Kuzey Afrika ve Orta Asya ülkelerinden de oluşmaktadır. Yerli üreticilerin bazıları, lisans anlaşmaları ile başladıkları üretim serüvenine, teknoloji üreten ve satan şirketler olarak devam etmektedirler. Örneğin Arçelik’in geçtiğimiz yıllarda geliştirmiş olduğu elektrik motoru modelleri, şirketlerin bu yöndeki değişimlerine bir örnek teşkil edebilir. Bir sonraki jenerasyon, internet üzerinden birbirleriyle ve kullanıcıları ile haberleşebilen beyaz eşyalar üzerinde de, özellikle Arçelik’in çalışmaları devam etmektedir.
Sektör Orta ve Uzun Vadeli Yatırımcıların Gözdesi...
Sektördeki şirketler incelendiğinde, F/K ve F/S oranlarının, IMKB’nin ortalamasının önemli miktarda altında kaldığı görülmektedir.Özellikle, sektör içinde yer alan en büyük şirket olan Arçelik’in piyasa çarpanları, hem sektörün hem de IMKB ortalamasının oldukça altında kalmaktadır. Türkiye’nin en büyük özel şirketi olan ve Avrupa’daki en büyük 7. beyaz eşya üreticisi konumundaki Arçelik’in, sağlam finansal pozisyonu, gelişen faaliyetleri ve şu andaki fiyatı orta ve uzun vadeli yatırımcılar için iyi bir yatırım alternatifi oluşturduğunu düşünmekteyiz.
Analist : ONUR ÖZYURT
|